HAGB’DE HÜKMÜN AÇIKLANMASI – CMK MADDE 231/11′ İN UYGULANMASI

Güncel İçtihatlar

YARGITAY Ceza Genel Kurulu 2017/421 E. , 2018/543 K.

“İçtihat Metni”

Kararı Veren Yargıtay Dairesi: 3. Ceza Dairesi Mahkemesi: MERSİN 2. Çocuk Sayısı: 264-501

Kasten yaralama suçundan sanık …’ın, TCK’nın 86/2, 86/3-e, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca 3 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, CMK’nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, 3 yıl süreyle denetim süresine tabi tutulmasına ilişkin Mersin 2. Çocuk Mahkemesince verilen 15.12.2010 tarihli ve 380-571 sayılı kararın kesinleşmesinden sonra, sanığın denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlemesi nedeniyle dosyayı ele alan Mersin 2. Çocuk Mahkemesince 02.03.2015 tarih ve 529-179 sayı ile açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanmasına, sanığın TCK’nın 86/1, 87/3, 31/3, 62/1, 52/2-4 maddeleri uyarınca 4.660 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye karar verilmiştir. Hükmün, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 07.03.2016 tarih ve 25340-5796 sayı ile; “Daha önce açıklanması geri bırakılan hükmün denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlenmesi hâlinde 5271 sayılı CMK’nın 231/11. maddesince aynen açıklanması gerektiği gözetilmeyerek suça sürüklenen çocuk aleyhine yazılı şekilde hüküm tesisi,” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yerel Mahkemesi ise 08.06.2016 tarih ve 264-501 sayı ile; “…Mahkememize göre CMK m. 231/11’deki ‘…hükmü açıklar’ şeklindeki düzenleme, emredici değil ‘takdiri’ bir düzenlemedir. Bu nedenle hüküm ‘lafzi’ değil, ‘gai (amaçsal)’ yorumlanmalıdır. Önceki HAGB hükmü müktesep bir hak veya sonuç doğurmaz. İşin şekline (şekli hakikate) değil özüne (maddi hakikate) bakılmalıdır. Zira yasa koyucunun CMK m. 231/11 fıkrasını düzenlemedeki amacı ‘hatalı önceki hükmün aynen açıklanması’ değildir. Yasa koyucunun ceza yargılamasındaki amacı her olayda ‘ maddi hakikate ulaşmaktır’, yani doğru hükmün mahkemece kurulmasıdır. Arz ve izah edilen nedenlerle Mahkememizin 2009/380 E. – 2010/571 K. sayılı CMK m. 231/5 (H….B.) kararının 04.02.2011 tarihinde kesinleşmesinden itibaren sanık …’ın 3 yıllık deneme süresi içinde bu kez Tokat 1. SCM’nin 2013/216 E. – 2014/238 K. sayılı dosyasında yeni bir suç işlemesi nedeniyle sanık … hakkındaki önceki hükmün -somut maddi olaya uygun biçimde ve değiştirilerek- açıklanmasına karar vermek gerekmiştir.” şeklindeki gerekçe ile bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahk ûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06.09.2016 tarih ve 320054 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 tarih ve 1250-750 sayı ile 6763 sayılı Kanun’un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 20.03.2017 tarih ve 565-2971 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Sanık hakkında mağdurlar … ve …’a yönelik kasten yaralama suçundan verilen mahkûmiyet hükümleri Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme, sanık hakkında mağdur …’e karşı kasten yaralama suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; CMK’nın 231. maddesi uyarınca hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen sanığın, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi hâlinde önceki hükmün aynen açıklanması gerekip gerekmediğinin belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Sanık …’ın, arkadaşlarıyla birlikte parkta gördüğü mağdur …’i yanına çağırdığı, ancak mağdurun aldırış etmemesi üzerine sinirlenerek mağdurun yanına gittiği ve aralarında tartışma yaşandığı, tartışma sırasında sanığın mağduru darbederek yüzüne sprey sıktığı iddialarıyla sanık hakkında kasten yaralama suçundan kamu davası açıldığı, Mersin Devlet Hastanesince düzenlenen 20.10.2009 tarihli raporda; sağ el sırtında ödem ve ağrı şikâyeti olan mağdur …’ın grafide sağ el 3. metakarpta fraktür (kırık) olduğu, hayati tehlikesinin bulunmadığı, kesin raporun Ortopedi Uzmanınca verilmesi gerektiğinin belirtildiği, Adli Tıp Kurumu Mersin Şube Müdürlüğünce düzenlenen 10.11.2010 tarihli raporda; sağ el bilek ve parmak hareketlerinin tama yakın ve açık olduğu görülmekle mağdurun yaralanmasının, basit bir tıbbi müdahale ile giderilemeyecek ve kırığın hayat fonksiyonlarını orta (2) derecede etkileyecek nitelikte olduğu, işlev ve yitim ya da sürekli zayıflama niteliğinde olmadığının ifade edildiği, Yerel Mahkemece, mağdur hakkında kemik kırığına ilişkin rapor aldırıldıktan sonra 15.12.2010 tarihli oturumda sanığın kasten basit yaralama suçundan TCK’nın 86/2, 86/3-e, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca 3 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, CMK’nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 3 yıl denetim süresine tabi tutulmasına karar verildiği ve kararın itiraz edilmeden kesinleştiği, Sanığın denetim süresi içerisinde 08.09.2012 tarihinde işlemiş olduğu kasten yaralama suçu nedeniyle Tokat 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 25.03.2014 tarihli ve 216-238 sayılı kararıyla kesin nitelikte 3.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, Tokat 1. Sulh Ceza Mahkemesince yapılan ihbar üzerine dosyayı yeniden ele alan Yerel Mahkemece 02.03.2015 tarih ve 529-179 sayı ile açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanmasına, hükümde değişiklik yapılmak suretiyle sanığın kemik kırığına neden olacak şekilde kasten yaralama suçundan TCK’nın 86/1, 87/3, 31/3, 62/1, 52/2-4 maddeleri uyarınca 4.660 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye karar verildiği, Anlaşılmaktadır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesi, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 23. maddesi ile kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesine eklenen 5 ila 14. fıkra ile büyükler için de uygulamaya konulmuş, aynı Kanun’un 40. maddesi ile 5395 sayılı Kanun’un 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla çocuk suçlular ile yetişkin suçlular hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tabi kılınmıştır. Başlangıçta yetişkin sanıklar yönünden yalnızca şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezaları için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 5728 sayılı Kanun’un 562. maddesi ile 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle, Anayasa’nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlar istisna olmak üzere, hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezalarına ilişkin suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiş, 6008 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle maddenin 6. fıkrasının sonuna “Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez” cümlesi; 6545 sayılı Kanun’un 72. maddesiyle de maddenin 8. fıkrasına “Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez” cümlesi eklenmiştir. 5560, 5728, 6008 ve 6545 sayılı Kanun’larla 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinde yapılan değişiklikler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için; 1) Suça ilişkin olarak; a- Yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması, b- Suçun Anayasa’nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlardan olmaması, 2) Sanığa ilişkin olarak; a- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm edilmemiş olması, b- Yargılamaya konu kasıtlı suçun, sanık hakkında daha önce işlediği başka bir suç nedeniyle verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin denetim süresi içinde işlenmemiş olması, c- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi, d- Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması, e- Sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması, Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir. Tüm bu şartların varlığı hâlinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve on sekiz yaşından büyük olan sanıklar beş yıl, suça sürüklenen çocuklar ise üç yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır. Sanık denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davrandığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşürülmesine karar verilecektir. Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CMK’nın 223. maddesi uyarınca düşmesi sonucunu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. Kanun koyucu, kişi hakkında kurulan hükmün hukuki sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile belirli şartların gerçekleşmesi hâlinde kişilerin işledikleri birtakım suçlardan dolayı adli yönden lekelenmemeleri için bir fırsat tanımak istemiştir. Bu bağlamda Ceza Genel Kurulunun birçok kararında da açıkça belirtildiği gibi, şartlı bir düşme nedeni oluşturan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının, objektif şartların (mahkûmiyet, suç niteliği ve ceza miktarı, daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmama, zararın giderilmesi) varlığı hâlinde, 6008 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önce resen, bu değişiklikten sonra ise sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması hâlinde mahkemece diğer kişiselleştirme hükümleri olan seçenek yaptırımlara çevirme ve ertelemeden önce değerlendirilmesi gerekmektedir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile ilgili bu genel açıklamalardan sonra açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükmün açıklanması üzerinde durulması gerekmektedir. 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinin 11. fıkrası; “Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir.” hükmünü taşımaktadır. Görüldüğü üzere açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanabilmesi için iki hâlden birinin gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Buna göre, sanığın denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlemesi veya mahkemece kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getirmemesi/getirememesi hâlinde hüküm açıklanacaktır. Denetim süresi içinde kasıtlı bir suçtan mahkûm olunması durumunda hükmün açıklanabilmesi için bu ikinci suçun denetim süresi içerisinde işlenmesi ve kasıtlı bir suç olması yeterlidir. Deneme süresi içerisinde işlenen ikinci suçun bu süre içerisinde kesinleşmesi gibi bir zorunluluğa madde metninde yer verilmemiştir. Ancak mahkeme sanığın denetim süresi içerisinde işlediği kasıtlı suçtan verilen mahk ûmiyet kararının kesinleşmesinden sonra hükmü açıklayabilecektir. İkinci suçun doğrudan ya da olası kastla işlenmesinin bir önemi yoktur. İkinci suçun şikâyete bağlı veya resen soruşturulan bir suç olması da sonuca etkili değildir. Yine ikinci suçtan mahkûmiyetin adli para cezası ya da hapis cezası olması yanında TCK’nın 50. maddesindeki seçenek yaptırımlara çevrilmiş olmasının da önemi olmadığı gibi kesin nitelikte olmasının da bir önemi yoktur. Kanun koyucu ikinci suçun kasıtlı bir suç olmasını yeterli görmüş, ikinci suçtan verilecek mahkûmiyet hükmünün niteliği konusunda bir sınırlama getirmemiştir. İkinci suçun taksirle işlenmesi durumunda ise, bilinçli taksir de olsa hüküm açıklanamayacaktır. Öte yandan, 5271 sayılı CMK’nın 230 ve 232. maddeleri uyarınca, sanığın denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlemesi veya mahkemece kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getirmemesi/getirememesi hâlinde mahkemece açıklanacak hükümde, “223. maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, tayin olunan ceza miktarının ve kanun yollarına başvurmanın mümkün olup olmadığının” hiçbir tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmeli, öncelikle denetime imkân verecek şekilde, diğer taraftan kesinleştiğinde başka bir kararın varlığını gerektirmeden infaza esas alınabilecek nitelikte bir hüküm kurmalı, açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükme atıf yapmakla yetinilmemelidir. 5271 sayılı CMK’nın 231/11. madde ve fıkrasında, açıklanması geri bırakılan hükmün ne şekilde açıklanacağı ve hükümde değişiklik yapılıp yapılamayacağı hususuna gelince; Denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlenmesi nedeniyle, açıklanması geri bırakılan hükmün aynen açıklanıp açıklanmayacağı hususunda öğretide; “Burada yanıtlanması gereken sorun, sonradan koşullarının gerçekleşmiş olması nedeniyle mahkemenin hükmü açıklaması gereken durumlarda, önceki hükümde bir değişiklik yapıp yapamayacağı ve bu çerçevede hapis cezasının ertelenmesine ya da seçenek yaptırıma karar verip veremeyeceğidir. Biz, mahkemenin önceki kararında bir değişiklik yapamayacağı ve bu nedenle de bu aşamada erteleme ya da başka bir yaptırıma karar veremeyeceği düşüncesindeyiz.” (Bahri ÖztürkDurmuş Tezcan-Mustafa Ruhan Erdem-Özge Sırma-Yasemin Saygılar Kırıt-Özdem Özaydın-Esra Alan Akcan-Efser Erden, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin, 10. Baskı, 2016, s.636- 637.); “Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması hâlinde, mahkeme hükmü açıklar. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar veren hâkim ile hükmü açıklayan hâkimin farklı olması hâlinde, hükmü açıklayan hâkim açıklanmayan hükümde veya hüküm fıkrasında hukuka aykırılık tespit etse dahi hükmü değiştiremez; sadece açıklar. Bu hata ancak kanun yolunda giderilebilir.” (Nur Centel-Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta, 14. Baskı, 2017, s. 807.) şeklinde görüşler bulunmaktadır. CMK’nın 231/11. maddesine göre; mahkemenin, sanığın denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere bilerek aykırı davranması hâlinde hükmü aynen açıklamakla yükümlü olduğu, kendisine yüklenen yükümlülükleri elinde olmayan sebeplerle yerine getiremeyen sanığın ise durumunu değerlendirerek, cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşulların varlığı hâlinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar verebileceği anlaşılmaktadır. Hükmün açıklanacağı sırada, seçenek yaptırımlara çevirme zorunluluğunun uygulanıp uygulanamayacağının ve ilk hükümde gerçekleşmesine rağmen uygulanmayan nitelikli bir hâlin açıklanan hükümde dikkate alınıp alınmayacağının, uyuşmazlık konusu olması nedeniyle ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Kanun koyucu, 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesine, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını düzenlediği 5-14. fıkraları eklediği aşamada 5237 sayılı TCK’nın 50/3. maddesindeki yasal düzenlemeyi ve zorunlulukları bilmektedir. Buna rağmen CMK ’nın 231. maddesinin 7. fıkrasındaki düzenlemeyi yapmakla, açıklanması geri bırakılan hükümlerde 5237 sayılı TCK’nın 50. maddesinin üçüncü fıkrasındaki yaptırıma çevirme zorunluluğunun uygulanmamasını istediği yönündeki iradesini açıkça ortaya koymuştur. Aksi görüşün kabulü, daha önce hapis cezasına mahkûm olmamış çocuklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanmaması suretiyle adli yönden lekelenmeme haklarının ellerinden alınması sonucunu doğurur ki, bu sonuç hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun düzenleniş amacına açıkça aykırıdır. Bununla birlikte, şartların gerçekleşmemesi nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi veya açıklanması geri bırakılan hükmün 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinin 11. fıkrası uyarınca açıklanması sırasında 5237 sayılı TCK’nın 50. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan seçenek yaptırımlara çevirme zorunluluğu mahkemece göz önüne alınacaktır. İlk hükümde uygulama şartlarının oluşmasına rağmen fark edilmeyen veya uygulanması unutulan nitelikli bir hâlin (örneğin; somut olayda olduğu gibi kasten yaralama suçunun kemik kırığına neden olacak şekilde gerçekleşmiş olduğunun fark edilmemesi durumu), hükmün açıklandığı sırada uygulanarak sanık hakkında daha ağır bir cezaya hükmolunabileceğinin kabul edilmesi mümkün değildir. Kişilerin işledikleri birtakım suçlardan dolayı adli yönden lekelenmemeleri için bir fırsat ve bu anlamda sanık ile Devlet arasında imzalanmış bir sözleşme anlamına gelen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun uygulandığı hâllerde, sanık denetim süresi içerisinde bir daha kasıtlı bir suç işlememeyi taahhüt ederken, Devlet ise sanığa lekelenmeme hakkı tanımakta ve belirli bir süre içerisinde kasıtlı başka bir suç işlememesi hâlinde cezanın düşürüleceğini taahhüt etmektedir. Sanığın Devlete verdiği sözü tutmayıp denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlemesi durumunda ise, kanun koyucu açıklanması geri bırakılan cezanın aynen açıklanması yaptırımını öngörmüştür. Dolayısıyla açıklanması geri bırakılan hükümde değişiklik yapılmak suretiyle sanığın daha fazla cezalandırılmasına karar verilmesi, bir nevi sözleşmeye aykırılık anlamına geleceği gibi kişilerin Devlete ve adalete olan güvenlerinin de sarsılmasına neden olacağı ortadadır. Diğer yandan, ilk hükümdeki hukuka aykırılıkların ileride sanık tarafından kazanılmış hak konusu olma ihtimali de göz önüne alındığında, mahkeme tarafından uygulanması unutulan veya fark edilmeyen herhangi bir hususun ancak aleyhe başvuru olması hâlinde temyiz veya istinaf yoluyla giderilebileceği, özellikle sanık aleyhine olacak şekilde hükmün düzeltilemeyeceği veya değiştirilemeyeceği kabul edilmelidir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Kemik kırığına neden olacak şekilde kasten yaralama suçunu işleyen sanık … hakkında, Yerel Mahkemece TCK’nın 86/2, 86/3-e, 31/3 ve 62/1. maddeleri uyarınca silahla kasten basit yaralama suçundan verilen 3 ay 10 gün hapis cezasına ilişkin mahkûmiyet hükmünün, CMK’nın 231/5. maddesi uyarınca açıklanmasının geri bırakıldığı, sanığın denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlemesi nedeniyle açıklanması geri bırakılan hüküm, CMK’nın 231/11. maddesi uyarınca açıklanırken, bu kez sanığın kemik kırığına neden olacak şekilde kasten yaralama suçundan TCK’nın 86/1, 87/3, 31/3, 62/1 ve 50/1-a maddeleri uyarınca 4.660 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği olayda; suç tarihi itibarıyla daha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş ve 18 yaşından küçük olan sanığın, açıklanması geri bırakılan hapis cezasının TCK’nın 50/3. maddesindeki zorunluluk uyarınca seçenek yaptırımlardan adli para cezasına çevrilmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmamakta ise de, CMK ’nın 231/11. maddesindeki emredici hüküm uyarınca açıklanması geri bırakılan hükmün, yukarıda belirtilen zorunlu hâl dışında aynen açıklanması gerektiğinden, açıklanması geri bırakılan hükümde değişiklik yapılarak sanığın aleyhine olacak şekilde daha ağır bir cezanın belirlenmesinde ve Yerel Mahkemenin direnme gerekçesinde isabet bulunmamaktadır. Bu itibarla Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Mersin 2. Çocuk Mahkemesinin 08.06.2016 tarihli ve 264-501 sayılı direnme kararına konu mahk ûmiyet hükmünün, CMK’nın 231. maddesi uyarınca hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen sanığın, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi nedeniyle CMK’nın 231/11. maddesi uyarınca önceki hükmün aynen açıklanması gerektiği gözetilmeden, hükümde değişiklik yapılarak sanığın aleyhine olacak şekilde hüküm tesisi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 20. 11.2018 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir