EHLİYETSİZ ARAÇ KULLANIMI – BİLİNÇLİ TAKSİR BASİT TAKSİR AYRIMI – CEZAİ SORUMLULUK

Güncel İçtihatlar , , , , , , ,

YARGITAY CEZA GENEL KURULU
E: 2013/12-692
K: 2013/587
K.T: 03.12.2013

* SANIĞIN TAKSİRLE BİR KİŞİNİN ÖLÜMÜNE NEDEN OLMA SUÇUNDAN CEZALANDIRILMASINA KARAR VERİLEN OLAYDA, ÖZEL DAİRE İLE YEREL MAHKEME ARASINDA OLUŞAN VE CEZA GENEL KURULUNCA ÇÖZÜMLENMESİ GEREKEN UYUŞMAZLIK SANIĞIN EYLEMİNİ TAKSİRLE Mİ YOKSA BİLİNÇLİ TAKSİR İLE Mİ GERÇEKLEŞTİRDİĞİNİN BELİRLENMESİNE İLİŞKİN OLDUĞU
* BİLİNÇLİ TAKSİR BASİT TAKSİR AYRIMI

5237k/85, 22

ÖZETİ: Sürücü belgesi bulunmayan sanığın olay günü 20.30 sularında lamba ile aydınlatılmış yolda, kendisi ile aynı yönde kaldırım kenarında ve kaplama içerisinde yürüyen ölene, arkasından çarpması şeklinde meydana gelen olayda, bilinçli taksirin uygulanma şartlarının oluşmadığı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurularak fazla ceza tayini” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkemece sanığın ehliyetinin bulunmaması, eylemin bilinçli taksirle gerçekleştirildiğine gerekçe gösterilmiş ise de, sürücü belgesi olmaksızın araç kullanmak, tek başına eylemin bilinçli taksirle gerçekleştirildiğini göstermemekte olup, nitekim taksirle öldürme ve yaralama suçlarından verilen hükümlerin temyiz incelemesini yapan Özel Dairece de sürücü belgesiz araç kullanmak tek başına bilinçli taksir hali olarak kabul edilmemiştir. Bu itibarla, isabetsiz olan yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Taksirle ölüme sebebiyet verme suçundan sanık (H.Y.)’ın 5237 sayılı TCK’nun 85/1 ve 22/3. maddeleri uyarınca 2 yıl 8 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, (A.) 10. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 23.06.2010 gün ve 613-716 sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 04.06.2012 gün ve 21409 – 13906 sayı ile;
“Sürücü belgesi bulunmayan sanığın olay günü 20.30 sularında lamba ile aydınlatılmış yolda, kendisi ile aynı yönde kaldırım kenarında ve kaplama içerisinde yürüyen ölene, arkasından çarpması şeklinde meydana gelen olayda, bilinçli taksirin uygulanma şartlarının oluşmadığı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurularak fazla ceza tayini” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkeme ise 03.10.2012 gün ve 593 – 644 sayı ile;
“… Ehliyetsiz bir kişinin her tarafı görebildiği, lamba ile aydınlatılmış bir yolda kaldırım kenarında yürüyen kişiye çarparak ölümüne sebebiyet verdiği kabul edildiğine göre TCK’nun 22/3. maddenin uygulanmama gerekçesinin ne olduğu mahkememizce anlaşılamamıştır.
TCK’nun 22/3. madde de bilinçli taksir eylemi düzenlendiğinde “şu hallerde bilinçli taksir olur” şeklinde bir bilgi olmadığına göre bu hususun takdiri yargılama yapan mahkemeye bırakılmıştır.
Araç kullanan bir kişinin o aracı kullanma ehliyetinin bulunması yasal bir koşuldur. 2918 sayılı Kanunda ehliyetsiz araç kullanmanın kabahat nevi cezaya bağlanması hiçbir şekilde verilecek cezaya bilinçli taksirin uygulanmasına engel teşkil edemez. Bu husus kabul edildiğinde Türkiye genelinde tüm ehliyetsiz araç kullanan kişilerin neden olabilecekleri ya da neden oldukları taksirli ölüm olaylarında bilinçli taksir uygulanamaz sonucu çıkar ki; bu husus hukuk prensiplerine ve hayatın olağan akışına aykırıdır. Aşağıda kapsamlı gerekçesi gösterilecek olsa da araç kullanma ehliyeti bulunmayan bir kişinin kaldırım kenarında yürüyen 19 yaşında bir kişiye tamamen aydınlatılmış yolda vurması ve ölümüne neden olması başlı başına o aracı kullanma ehliyetinin bulunmadığının delili kabul edilmiş ve bu nedenle bozma kararına uyulmamıştır…
Her şeyden önce 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK ile kusur oranlama işlemi yürürlükten kaldırılmıştır. Kusur oranı ne olursa olsun kanunda belirtilen cezanın alt sınırda olsa verilmesi hüküm altına alınmıştır. Ceza yargılaması yapan hiç bir mahkeme hiç bir bilirkişi raporuyla bağlı olmadığı gibi hangi raporun hukuka uygun olduğunu kabul etme özgürlüğü ve iradesine sahiptir. Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve Anglosakson ülkelerinde sadece ehliyetsiz araç kullanmak suretiyle ölüme sebebiyet veren kişiler adam öldürmeye teşebbüs suçundan yargılanmaktadırlar. Ülkemizde bunu sağlayacak bir yasa hükmü olmadığından sürücü belgesiz bir insanın araç kullanması ancak hakimin vereceği dengeli kararla ceza adaletine yardımcı olacaktır. Sanığın bizzat sürücü belgesiz araç kullanması asli kusurlu olsun, tali kusurlu olsun olayda her şeyden önce kusurlu olması için geçerli bir nedendir. Kusurun asli, tali, birinci derecede, ikinci derecede olması sadece Asliye Hukuk Mahkemelerindeki tazminat davalarının konusunu oluşturan bir olgudur. Sanık sonuç olarak sürücü belgesiz, ehliyetsiz bu yeteneklere haiz olduğu yasaca saptanmadan araç kullanarak 19 yaşındaki bir gencin ölümüne neden olduğuna göre üçüncü bilirkişi, olmadı dördüncü bilirkişi gibi yollara gidilip katılanların acısını daha da artırmak yargılama görevi yapan hakim tarafından uygun görülmemiş ve savunma bu gerekçelerle kabul edilmemiştir” gerekçesiyle direnerek, sanığın ilk hükümdeki gibi cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02.10.2013 gün ve 289634 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanığın taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eylemini taksirle mi, yoksa bilinçli taksir ile mi gerçekleştirdiğinin belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
21.03.2009 günü saat 20.30 sıralarında sürücü belgesi bulunmayan sanığın sevk ve idaresindeki araç ile yanında arkadaşı tanık (G.) olduğu halde seyir halinde iken, olay yeri olan (A.*) ilçesi (F.Ç.) Mahallesi (…) Caddeye geldiğinde, havanın açık ve yağışsız, zeminin asfalt ve kuru, seyir yönünde hafif eğimli, yatayda virajlı ve 8 metre genişliğindeki iki yönlü, lamba ile aydınlatılmış yolda, taşıt yolu içerisinde kaldırıma yakın yerde yürüyen ölen (E.)’e aracın sağ ön kısmı ile arkadan çarptığı, çarpma neticesi kaldırıma fırlayan (E.)’in olay yerinde öldüğü, çarpmadan sonra kaçan ve ertesi gün izinli olarak geldiği askeri birliğe geri dönen sanığın ilk aşamada yakalanamaması nedeniyle alkol muayenesinin yapılamadığı, olay yerinde herhangi bir fren izine rastlanmadığı,
Soruşturma aşamasında trafik polisi bilirkişinin düzenlediği raporda; “yayanın yaya kaldırımını kullanmadığı ve taşıtları göremeyecek şekilde yürüdüğü için Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 138/a ve b maddesini ihlal ettiğinden birinci derecede kusurlu olduğu, sürücünün ise hızını yol ve trafik durumuna göre ayarlamadığından 2918 sayılı Kanunun 52. maddesini ihlal etmesi nedeniyle ikinci derecede kusurlu olduğu” açıklamasına yer verildiği,
Mahkemece yapılan keşif sonrası düzenlenen bilirkişi raporunda da ilk rapordaki benzer değerlendirmeler yapılarak, ölenin birinci derecede, sanığın ise ikinci derecede kusurlu olduğunun bildirildiği,
Katılanlar vekilinin talebi üzerine dosyanın gönderildiği (A.) Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesince düzenlenen raporda ise; “…Sürücünün aydınlatması olan yolda seyrederken, yola gereken dikkatini vermediği, hızını görüşüne ve mahal şartlarına göre ayarlamadığı, dalgın ve dikkatsiz biçimde seyrini sürdürüp önünde yolun sağ kenarında kaldırıma yakın yerde aynı yönde yürümekte olan yayaya tehlikeli biçimde yaklaşıp arkadan önlemsiz-ce çarptığı olayda asli kusurlu olduğu, yayanın ise gece vakti yolun kenarındaki 3 metre genişliğinde olan yaya kaldırımını kullanabileceği halde bu yeri kullanmayıp kaldırımın kenarına yakın vaziyette, taşıt yolu içerisinde ve araçlara sırtı dönük şekilde yol boyunca yürümekle kendi can güvenliğini ve trafik güvenliğini tehlikeye düşürdüğü, dikkatsizliği tedbirsizliği kurallara aykırı hareketiyle sebebiyet verdiği ve söz konusu otomobilin çarpmasına maruz kalarak kendi ölümüyle sonuçlanan olayda tali kusurlu olduğu…” bilgisinin yer aldığı,
Tanıklar (F.) ve (C.)’in aşamalardaki beyanlarında; olay yerinin karşısında bulunan kaldırımda yürüdükleri esnada ölenin yolun karşısında cadde üzerinde kaldırımın kenarında yürürken arkasından hızlı bir şekilde gelen aracın fren yapmadan ölene çarparak olay yerinden hızlı bir şekilde kaçtığını, yolda aydınlatma lambası olup, yolun boş olduğunu belirttikleri,
Tanık (G.)’nin beyanında; olay sırasında kendisinin de araçta olduğunu, teyple uğraşırken bir anda çarpma sesi duyduğunu, herhangi bir kimseye çarptıklarını fark etmediğini, aracın ortalama 50 km hızla gittiğini ifade ettiği,
Sanığın aşamalardaki savunmalarında özetle; askeri birliğinden 5 günlük izin alarak geldiğini, arkadaşı ile ba-basına ait otomobili izinsiz alarak gezmeye çıktıklarını, kazanın tam olarak nasıl olduğunu anlamadığını, yolun karanlık ve hafif virajlı olduğu için şahsı göremediğini, ehliyetinin olmadığı için panikleyerek kaçtığını, olay anında 50-60 km hızla gittiğini savunduğu,
Anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından, taksir ve bilinçli taksir kavramları üzerinde durulması gerekmektedir.
Kural olarak suç; ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hallerde ise taksirle de işlenebilir, istisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir.
5237 sayılı TCK’nun 22/2. maddesinde taksir; “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir” şeklinde tanımlanmıştır.
Öğretide de benimsendiği üzere, Ceza Genel Kurulunun birçok kararında taksirin unsurları;
1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,
2- Hareketin iradi olması,
3- Sonucun istenmemesi,
4- Hareket ile sonuç arasında nedensellik bağının bulunması,
5- Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülememiş olması, şeklinde kabul edilmektedir.
Taksirli suçlarda da, gerek icrai hareketin gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi halinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.
Sonucun gerçekleşmesinde, mağdurun taksirli davranışının da etkisinin bulunması halinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum failin taksirli sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmez. 5237 sayılı TCK’nda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hal ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilir.
5237 sayılı TCK’nda taksir; basit taksir ve bilinçli taksir şeklinde ayrıma tabi tutulmuş, kanunun 22/3. fıkrasında bilinçli taksir; “kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi” şeklinde tanımlanmış, bu halde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür.
Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngöre-memesi, bilinçli taksir halinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.
Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin hali, bunu öngörmemiş olan kimsenin hali ile bir tutulamaz. Neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun, bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sanığın hafif eğimli ve virajlı yolda, yol şartlarına göre hızını ayarlamayarak yol kenarında yürümekte olan (E.)’e arkadan çarparak ölümüne neden olması şeklinde gelişen olayda, alkollü olduğu ya da aşırı süratli ve tehlikeli şekilde araç kullandığına dair delil bulunmadığı gibi, araç kullanmayı bilmediği de ileri sürülmeyen sanığın, meydana gelen neticeyi öngörmesi gerektiği halde gerekli dikkat ve özeni göstermeyerek öngöremediği, dolayısıyla bilinçli taksir halinin bulunmadığının kabulü gerekmektedir.
Yerel mahkemece sanığın ehliyetinin bulunmaması, eylemin bilinçli taksirle gerçekleştirildiğine gerekçe gösterilmiş ise de, sürücü belgesi olmaksızın araç kullanmak, tek başına eylemin bilinçli taksirle gerçekleştirildiğini göstermemekte olup, nitekim taksirle öldürme ve yaralama suçlarından verilen hükümlerin temyiz incelemesini yapan Özel Dairece de sürücü belgesiz araç kullanmak tek başına bilinçli taksir hali olarak kabul edilmemiştir. (12 CD.nin 12.09.2013 gün 1592-19861 ve 08.10.2013 gün 2681-22998 sayılı kararları).
Bu itibarla, isabetsiz olan yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Açıklanan nedenlerle,
1- (A.) 10. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.10.2012 gün ve 593 – 644 sayılı direnme hükmünün sanığın eylemini taksirle gerçekleştirdiği gözetilmeksizin, bilinçli taksirle gerçekleştirdiğinin kabulü ile karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 03.12.2013 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir