ÖN ALIM HAKKINA DAYALI TAPU İPTAL VE TESCİL DAVASI

Güncel İçtihatlar , , , ,

SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

4. HUKUK DAİRESİ

E. 2019/350

K. 2019/344

T. 15.5.2019

• ÖNALIM HAKKINA DAYALI TAPU İPTAL VE TESCİL ( Davacının Kullandığı ve Davalıya Pay Satan Şirketin Kullandığı Bölümler Ayrı Ayrı Parsel Numaraları Şeklinde Belirli Olduğu Halde Tevhid İşlemi Nedeniyle Paydaşlık Durumu Oluşan Taşınmazda O Yerde Hak İddia Etmeyen Davacının Tapuda Pay Satışı Nedeniyle Önalım Hakkını Kullanmasının Dürüstlük Kuralı İle Bağdaşmayacağından Davanın Reddedileceği )

• DÜRÜSTLÜK KURALI ( Önalım Hakkına Dayalı Tapu İptal ve Tescil İstemi – Davacının Kullandığı ve Davalıya Pay Satan Şirketin Kullandığı Bölümler Ayrı Ayrı Parsel Numaraları Şeklinde Belirli Olduğu Halde Tevhid İşlemi Nedeniyle Paydaşlık Durumu Oluşan Taşınmazda Bu Kullanıma Zamanında Karşı Çıkmayan Davacının Tapuda Pay Satışı Nedeniyle Önalım Hakkını Kullanmasının Dürüstlük Kuralı İle Bağdaşmayacağı )

• TAPU İPTAL VE TESCİL İSTEMİ ( Önalım Hakkına Dayalı – Davacının Kullandığı ve Davalıya Pay Satan Şirketin Kullandığı Bölümler Ayrı Ayrı Parsel Numaraları Şeklinde Belirli Olduğu Halde Tevhid İşlemi Nedeniyle Paydaşlık Durumu Oluşan Taşınmazda O Yerde Hak İddia Etmeyen Davacının Tapuda Pay Satışı Nedeniyle Önalım Hakkını Kullanmasının Dürüstlük Kuralı İle Bağdaşmayacağından Davanın Reddi Gerektiği )

4721/m.2,732,733

ÖZET : Dava; Türk Medeni Kanununun 733. maddesi uyarınca açılmış önalım hakkından kaynaklanan tapu iptali ve tescil davasıdır. Davacı daha evvel kendisine ait olan ve yola terk işlemine konu edilip bilahare Belediye tarafından yeni parsel numarası ile şirkete satılan daha sonra da şirket ortağı davalıya devredilen bu kısım açısından önalım talebinde bulunmaktadır. Davacının kullandığı ve davalıya pay satan şirketin kullandığı bölümler ayrı ayrı parsel numaraları şeklinde belirli olduğu halde tevhid işlemi nedeniyle paydaşlık durumu oluşan taşınmazda bu kullanıma zamanında karşı çıkmayan, o yerde hak iddia etmeyen davacının tapuda pay satışı nedeniyle önalım hakkını kullanması TMK’nun 2.maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağından davanın reddine karar verilmesi gerekir.

DAVA : Sakarya 5. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 26/12/2018 tarih, 2017/86 Esas ve 2018/483 Karar sayılı hükmünün, istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin istenilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :

Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili Rukiye Atak’ın Sakarya ili Adapazarı ilçesi Ekeler mah. 783 Ada 596 Parsel sayılı taşınmazda 207690/268811 hisse ile hissedar olduğu, diğer hissedar E… İnşaat Akaryakıt İç ve Dış Ticaret Sanayi Ltd. Şti’nin sahip olduğu 61121/268811 hisseyi, 05/01/2017 tarihinde 280 Yevmiye Numaralı işlem ve 150.000,00 TL bedelle E. Ç. ‘na sattığını, bu hisse satışına karşı süresi içerisinde şufa hakkını kullandıklarını, satış bedeli ile satış masraflarını depo etmeye hazır olduklarını, öncelikle şufa hakkını kullanmış oldukları, tapuda E. Ç. adına kayıtlı 61121/268811 hissenin üçüncü kişilere devrinin önlenmesi için tedbir kararı verilmesini, satış bedelini ve satış masraflarını depo etmeleri için kendilerine süre verilmesini ve E. Ç. adına kayıtlı hissenin iptali ile müvekkili adına tapuya tesciline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, müvekkilinin ön alıma konu edilen payın önceki maliki olan şirketin tek ortağı olduğunu, payın devri sebebiyle her hangi bir bedel ödenmediğini, devrin pay satışı niteliğinde olmaması sebebiyle davacının ön alım hakkını kullanamayacağını, dava konusu taşınmaz üzerinde halihazırda akaryakıt istasyonun bulunduğunu, önceki malikin tevhit işlemi ile taşınmazdaki paya malik olduğunu ve taşınmaz üzerindeki paylara göre taşınmazın fiilen taksim edildiğini belirterek taşınmazda hissedar olan davacı Rukiye Atak’ın önalım hakkına dayalı müvekkiline ait payın kendi adına tescilinde talep etmesinin usule, yasaya ve yasal düzenlemenin amacına aykırı olduğunu, müvekkili aleyhine açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :

İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; “Davanın Kabulü İle, davaya konu, S… parsel sayılı taşınmazdaki davalının 61121/268811 payının iptali ile, ön alım hakkı sebebiyle davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, mahkeme veznesine depo edilen 153.000TL ön alım bedelinin karar kesinleştiğinde davalıya ödenmesine, ” dair karar verilmiştir.

İnceleme konusu karar davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Gerekçeli karar davalı vekiline 19/02/2019 tarihinde, davacı vekiline 22/02/2019 tarihinde tebliğ edilmiş, davalı yönünden istinaf başvurusunun süresinde olduğu anlaşılmıştır.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili ile satıcı şirket arasında gerçekleşen satış işleminin maddi anlamda gerçek bir satış işlemi olmadığını, müvekkilinin önceki malik E… İnşaat Akaryakıt İç ve Dış Tic.San.Ltd.Şti.’nin tek ortağı olduğunu, müvekkilinin işbu taşınmazı bir önceki malik şirketten herhangi bir bedel ödemeksizin temlik aldığını, şirket ile müvekkili arasında herhangi bir ödeme gerçekleşmediğini, satışın 3.kişi ya da paydaş bütünlüğünü bozabilecek yabancı birine yapılmadığını, şirketin taşınmaz satarak gelir elde etme, müvekkilinin de taşınmaz edinerek bedelini ödeme iradesi bulunmadığını, dosya içeriğindeki belgelerden fiili taksim olgusunun da gerçekleşmiş olduğunun açık olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının ortadan kaldırılmasına, davanın reddine, vekalet ücreti ve masraflarının karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davalının istinaf taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE :

KARAR : Dava, Türk Medeni Kanununun 733. maddesi uyarınca açılmış önalım hakkından kaynaklanan tapu iptali ve tescil davasıdır.

H.M.K’nun 342-e maddesinde istinaf dilekçesinde başvuru sebepleri ve gerekçesinin bildirilmesinin zorunlu olduğu, yine HMK.nun 355. Maddesinde incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı ancak Bölge Adliye Mahkemesince kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde bunun resen gözetileceği belirtilmiştir. Kural olarak emredici hukuk kurallarına açık aykırılık kamu düzenine de aykırılık sayılır.

Davacı, Sakarya ili, Adapazarı ilçesi, Tekeler Mahallesi, 783 ada 596 parsel sayılı taşınmazda hissedar olduğunu, diğer hissedar, dava dışı E… İnşaat Akaryakıt İç ve Dış Tic.San.Ltd.Şti.’nin hissesini 05/01/2017 tarihinde davalıya sattığını belirterek bu payın iptali ile kendi adına tescilini talep ettiği, davalının ise cevaben; satışı yapan şirketin ortağı olduğunu, şirketin tek ortağının davalı olduğunu, şirketin taşınmaz satarak gelir elde etme iradesi bulunmadığını, 3.bir kişi olarak kabul edilebilecek bir pay devri bulunmadığını, dava konusu taşınmazda daha evvel malik olan şirketin, tevhid işlemi nedeniyle pay sahibi olduğunu, belediyenin tevhid işlemini zorunlu tutması üzerine davacının hiçbir sorumluluk kabul etmediğini belirttiğini, terk işlemine konu edilen daha sonra da şirket tarafından satın alınarak zorunlu nedenlerle tevhid edilen kısmın fiilen taksim edildiğini belirterek davacının dürüstlük kuralına aykırı davrandığını ileri sürmektedir.

Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle önalım hakkının niteliğinin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 733. maddesi uyarınca, pay satışının önalım hakkı sahibine bildirilmesinden itibaren üç ay içinde ve her halde satışın üzerinden iki yıl içinde, dava açılmak suretiyle kullanılması ve bu beyanın muhatabına ulaşması ile birlikte, önalım hakkı sahibi ile alıcı arasında yeni bir satış ilişkisi doğar. Kanuni önalım hakkı, paylı mülkiyet ilişkisinin kurulduğu anda doğar ve mülkiyet ilişkisi devam ettiği müddetçe varlığını sürdürür; paydaşlardan birinin, payını üçüncü bir kişiye satması durumunda, önalım hakkı kullanılabilir hale gelir.

Kanuni önalım hakkının, başlıca iki amacının olduğundan bahsedilir. Birincisi, paydaşlar arasına istenmeyen kişilerin girmesini önlemek; diğeri ise, paydaş sayısını azaltmak ve paylı mülkiyetin ortadan kalkmasını kolaylaştırmaktır.

Bilindiği üzere paylı mülkiyette paydaşlar arasında ortak idare ve kullanma durumu sözkonusu olduğundan paydaşların birbirlerini bilmeleri ve tanımaları önem taşımaktadır. Bu ihtiyacın gereği olarak paydaşlar arasına yabancı bir kişinin girişini engellemek, taşınmazın daha küçük parçalara ayrılmasını önleyebilmek, hisselerin mümkün olduğu kadar hissedar elinde toplanmasını temin etmek amacıyla paylı taşınmazlarda hissedarın temlik hakkı sınırlandırılarak kanuni önalım hakkı tanınmıştır.

Önalım hakkı taşınmaz mal mülkiyetinin kanundan doğan takyitlerinden olup 26.12.1951 gün ve 1/6 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında yenilik doğuran bir hak olduğu belirtilmiştir. 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun Yasal Önalım Hakkı-Önalım Hakkı Sahibi başlıklı 732. maddesinde “paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması halinde, diğer paydaşlar önalım hakkını kullanabilirler” hükmü öngörülmüştür.

Anılan düzenlemede önalım hakkının açık bir tarifi yapılmamakla birlikte temel prensibin mülkiyet serbestisi ve tasarruf yetkisi olduğu gözetilerek paydaşın temlik hakkı sınırlandırılırken bu sınırlandırma sınırlı tutularak sadece satım akitleri için önalım hakkı getirilmiştir. Bu husus 20.06.1951 gün ve 5/13 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da benimsenmiş; kararın gerekçesinde, taşınmaz mülkiyetinin takyitlerinden olan kanuni önalım hakkının taşınmazda hisse sahibi bulunan şahsa, diğer bir kimsenin payının üçüncü kişiye satılması halinde o hisse müşteriye neye mal olmuş ise o miktar ile ve belli bir süre içinde satın almak yetkisini veren ayni bir hak olduğu ifade edilmiştir.

Açıkça görüldüğü üzere kanuni önalım hakkından söz edebilmek için paylı mülkiyet hükümlerine tabi bir taşınmazdaki payın üçüncü şahsa satılması gerekmektedir; önalım hakkının konusu pay satışıdır.

TMK’nın 733. maddesi gereğince yapılan satışın alıcı veya satıcı tarafından diğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirilmesi zorunludur. Önalım hakkı, satışın hak sahibine bildirdiği tarihin üzerinden üç ay ve herhalde satışın üzerinden iki yıl geçmekle düşer. Bu süre hak düşürücü süre olup mahkemece kendiliğinden göz önünde bulundurulması gerekir. TMK’nın 733/3 maddesi gereğince üç aylık hak düşürücü sürenin başlaması için öğrenme yeterli olmayıp yapılan satışın, alıcı veya satıcı tarafından diğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirilmesi gerekir. Noter aracılılığıyla bildirimde bulunulmamışsa iki yıllık hak düşürücü süre içerisinde önalım hakkına dayanılarak tapu iptali ve tescil istenebilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.09.2005 tarihli, 2005/6-358 E- 470 K. sayılı kararı da bu doğrultudadır. Somut olayda dava, süresinde açılmıştır.

Önalım davasına konu olan payın ilişkin bulunduğu taşınmaz paydaşlarca özel olarak kendi aralarında taksim edilerek her bir paydaş belirli bir kısmı kullanırken bunlardan biri kendisinin kullandığı yerin ve bu yere tekabül eden payın bir üçüncü şahsa satarsa satıcı zamanında bu yerde hak iddia etmeyen davacının tapuda yapılan satış nedeniyle önalım hakkını kullanması TMK’nın 2.maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ile bağdaşmaz. Kötü niyet iddiası 14.02.1951 tarih ve 17/1 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca; davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi mahkemece de kendiliğinden nazara alınması gerekir. Bu gibi halde savunmanın genişletilmesi söz konusu değildir. Eylemli paylaşmanın varlığı halinde davanın reddi gerekir.

Önalım davalarında fiili taksime değer verilmesi için, taksimin yazılı olarak yapılması ya da taşınmazın çok sayıda paydaşının bulunması halinde tüm paydaşlar tarafından fiilen kullanılan bölümleri olması gerekmez. Davacının kullandığı ve davalıya pay satan kişilerin kullandığı ayrı ayrı bölümler var ise satıcı zamanında kullanıma karşı çıkmayan, o yerde hak iddia etmeyen davacının, tapuda pay satışı nedeniyle önalım hakkını kullanması TMK’nın 2.maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağı kabul edilmektedir. ( Emsal: Yargıtay 14. Hukuk Dairesi Başkanlığı’nın 2016/10137 E – 2018/9205 K sayılı ilamı )

Somut olayda; dava konusu taşınmaz daha önceki parsel numarası olan 783 ada 506 parsel numarası ile davacı adına kayıtlı olup, 611,21 m²’lik kısmının yola terk işlemi yapılarak 783 ada 593 numaralı parselin Adapazarı Belediyesi adına tescilinin yapıldığı, daha sonra 11/03/2015 tarihinde bu kısmın yeni parsel numarası ile E… İnşaat Akaryakıt İç ve Dış Tic.San.Ltd.Şti.’ne satıldığı, şirketin ayrı bir parsel numarası ile davaya konu edilen kısmın maliki olduğu görülmüştür. Daha sonra tanık beyanlarında da belirtildiği üzere; benzin istasyonu olarak kullanılan dava konusu taşınmazın ruhsat işlemleri açısından davacıya ait taşınmazla tevhid edilmesi zorunlu görüldüğünden tevhid işlemi yapılarak 783 ada 596 parsel numarasını aldığı, böylece davacı ve önalım davasına konu payı satan E… İnşaat Akaryakıt İç ve Dış Tic.San.Ltd.Şti.’nin paylı mülkiyet hükümlerine tabi taşınmazda hissedar oldukları görülmüştür. Davacı daha evvel kendisine ait olan ve yola terk işlemine konu edilip bilahare Adapazarı Belediyesi tarafından yeni parsel numarası ile E… İnşaat Akaryakıt İç ve Dış Tic.San.Ltd.Şti.’ne satılan daha sonra da şirket ortağı davalı E. Ç. ‘na devredilen bu kısım açısından önalım talebinde bulunmaktadır.

İlk derece mahkemesi tarafından yapılan keşif sırasında beyanları tespit edilen tanıklar, idari binanın bulunduğu yerin Adapazarı Belediyesi lehine terk edildiğini, sonrasında diğer kısma akaryakıt istasyonunun yapılması üzerine ruhsat alımına ilişkin idari prosedür sırasında belediyece bu kısmın da satın alınması gerektiğinin belirtildiğini, bu durumun davacıya da bildirildiğini, ancak bedelini karşılamayacağını ifade ettiğini, bunun üzerine şirket tarafından Adapazarı Belediyesinden bu kısmın satın alındığını ifade etmişlerdir. Keşif sonucunda fen bilirkişisi tarafından hazırlanan krokide, idari binanın bulunduğu kısım ile benzin istasyonu olan kısımlar ayrı ayrı gösterilmiştir.

Her ne kadar ilk derece mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmede taşınmazın bir bütün olarak davalıya satış yapan şirket tarafından kullanıldığı bu nedenle ortada fiili bir taksimin bulunmadığı ifade edilmişse de; şirket tarafından kullanılan kısmın davacıdan kiralanmak suretiyle kullanıldığı, dolayısıyla önceki malik olan şirketin taşınmazın tamamı üzerinde mülkiyet hakkına dayalı bir fiili kullanımının söz konusu olmadığı, mülkiyet hakkına konu kullanımı, Adapazarı Belediyesi’nden satın alınan ve üzerinde idari binanın bulunduğu 783 ada 593 parsel numarası alan bilahare tevhid suretiyle dava konusu taşınmaza eklenen kısımla ilgilidir. Yani ortada tarafların bir araya gelerek ittifakla yapmış oldukları bir taksim sözleşmesi bulunmuyor ise de; tevhid işleminden önce gerek davacının gerekse satış yapan şirketin malik oldukları parseller ayrı ayrı parsel numaraları ve yüzölçümleriyle bellidir.

Yargıtay 6.Hukuk Dairesi Başkanlığı’nın 2011/5267 E -2011/7125 K sayılı ilamına konu edilen olayda “…imar uygulamasından sonra paydaş haline gelen kişinin kullandığı bölümde zamanında hak iddia etmeyen paydaşın, paydaşların kadastro parsellerinden gelen yerleri fiilen kullanması karşısında taksim savunmasının kanıtlandığı…” hususlarına yer verilmiştir. Somut olayda da, benzer şekilde tapuda zorunlu nedenlerle ve davacının bilgisi dahilinde yapılan tevhid işleminden önce de davacı ve davalıya satılan kısımlar ayrı ayrı parsel numaralarına haiz olup, dolayısıyla önceki parsel numaraları itibariyle ayrı ayrı kullanım durumları da sabittir. Taşınmazın bir bütün olarak kullanılması tamamen davacıya ait kısmın E… İnşaat Akaryakıt İç ve Dış Tic.San.Ltd.Şti. tarafından kiralanmasından kaynaklanmaktadır.

Tüm bu nedenlerle; davacının kullandığı ve davalıya pay satan şirketin kullandığı bölümler ayrı ayrı parsel numaraları şeklinde belirli olduğu halde tevhid işlemi nedeniyle paydaşlık durumu oluşan taşınmazda bu kullanıma zamanında karşı çıkmayan, o yerde hak iddia etmeyen davacının tapuda pay satışı nedeniyle önalım hakkını kullanması TMK’nun 2.maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağından davanın reddine karar verilmesi gerektiği halde davanın kabulüne ilişkin ilk derece mahkemesi tarafından verilen karar doğru görülmemiş, HMK 353/1-b-2 maddesi gereğince kararın kaldırılarak yeniden hüküm kurulması suretiyle davanın reddine karar verilmesine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

SONUÇ : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

A- ) Davalı vekilinin istinaf isteminin HMK 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜNE, Sakarya 5. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2017/86 Esas, 2018/483 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, Dairemizce YENİDEN HÜKÜM TESİSİNE,

1- )Davanın REDDİNE,

2- )Davacı tarafından depo edilen satış bedeli ve masrafların nemalarıyla birlikte karar kesinleştiğinde talep halinde yatıran davacıya iadesine,

3- )Karar tarihi itibarı ile alınması gerekli 44,40 TL karar harcının peşin alınan 2.561,63-TL harçtan mahsubu ile bakiye 2.517,23 TL harcın davacıya iadesine,

4- )Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,

5- )Davalı tarafça yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,

6- )Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesaplanan 14.750 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

7- )Davacı tarafça yatırılan gider avansından yargılama sürecinde sarf olunan ve karar kesinleşme sürecinde sarf olunacak yargılama giderleri düşüldükten sonra bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde 6100 Sayılı HMK’nın 120. ve 333. maddesi gereği kimlik kontrolünü müteakiben davacı asile yada ahz-u kabze yetkili vekiline yazı işleri müdürlüğü kanalı ile resen iadesine, 30/09/2011 tarihli resmi gazete’de yayınlanan hukuk muhakemeleri kanunu gider avansı tarifesi’nin 5/1 maddesi uyarınca ;davacı tarafa verilen süre zarfında ilgili banka şube bilgisi ve iban numara bilgisi bildirilmediği takdirde, masrafı davacı tarafça yatırılan gider avansından karşılanmak sureti ile ptt merkez ve işyerleri vasıtası ile gerçek kişi ise mernis adres bilgisine/tüzel kişi ise müseccel adres bilgisine göre “adreste ödemeli” olarak gönderilmesine

B- ) İstinaf yargılaması yönünden;

1- )Davalı tarafından yatırılan 2.612,86 TL istinaf karar ve ilam harcının, 492 Sayılı yasanın 31. maddesi gereğince karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalı tarafa geri verilmesine,

2- )Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 2/2. maddesi gereğince ve dairemizce dosya hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilmesi nedeniyle taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

3- )Davalının istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmiş olduğundan, davalı tarafından istinaf başvurusu nedeniyle yatırılan 121,30TL istinaf başvuru harcı ile 23,63TL posta masrafından oluşan toplam 144,93 TL istinaf yargılama giderinin davacı taraftan alınarak davalıya verilmesine,

4- )İstinaf başvurusu ile birlikte yatırılan gider avansından, kullanılmayan kısmın HMK.nın 333. maddesi gereğince karar kesinleştiğinde yatıran ilgili tarafa iadesine,

5- )Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 20/07/2017 tarihli ve 7035 Sayılı Kanun’un 27. Maddesiyle değişik 302/5 maddesine göre; “Kanun yollarından geçmek suretiyle kesinleşen kararların kesinleşme kaydı ile kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimler de ilk derece mahkemesince yapılır” hükmü gereğince, dosyanın kesinleşme şerhi ve harç işlemlerinin; aynı yasanın 359/3. maddesine göre, “temyizi kabil olmayan kararlar ilk derece mahkemesi tarafından; temyizi kabil olan kararlar ise bölge adliye mahkemesi tarafından tebliğe çıkarılır,” hükmü gereğince de; karar tebliği, harç tahsil müzekkeresi yazılması ve gider avansı iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,

Dair, dosya üzerinden, duruşma yapılmaksızın yapılan inceleme sonucunda, 6100 Sayılı HMK.nun 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde temyizi kabil olmak üzere, 15.05.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir