iş avukatı sakarya

Kıdem – İhbar Tazminatı

Güncel İçtihatlar , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Hukuk Dairesi 2021/5947 E. , 2021/11364 K. Kıdem – İhbar Tazminatı
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ:Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi

Kıdem İhbar Tazminatı

Sakarya Kıdem İhbar Hukuku, Sakarya İş Alacak Avukatı, Adapazarı İş Tazminat Avukatı, Sakarya Boşanma Avukatı, Sakarya Boşanma Hukuku, Adapazarı Boşanma Avukatı, Adapazarı Avukat, Adapazarı En İyi Avukat, Sakarya İyi Avukat, Sakarya En İyi Avukat denildiği zaman Hukuk sektöründeki öncü konumumuz ile ilerlerken, müvekkillerimize en uygun Avukatlık ve Hukuk danışmanlığı fiyatları ile hızlı, kaliteli ve güvenli çözümler sunmaktayız.


Mahkemece yapılan yargılama sonucunda verilen karar, Dairemizin 19/01/2021 tarih 2017/18414 Esas
ve 2021/1461 Karar sayılı ilamı ile taraf temyizi bakımından bozulmuştur.
Karara karşı davacı maddi hatanın giderilmesi istemli dilekçe vermiştir.
Maddi hatanın giderilmesi isteğini içeren dilekçe ve ekleri incelendi.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.02.1988 gün ve 1987/2-520 esas, 1988/89 sayılı kararında
belirtildiği üzere Yargıtay’ca temyiz incelemesinin yapıldığı sırada dosyada bulunan bir belgenin gözden
kaçırılması, maddi hata sebebi olarak açıklanmıştır. Ayrıca belirtmek gerekir ki, Yargıtay İçtihadı
Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04.02.1959 gün ve 1957/13 esas, 1959/5 karar, ve 09.05.1960
gün ve 1960/21 esas, 1960/9 sayılı kararlarında açıklandığı üzere Yargıtay’ca maddi hata sonucu
verilen bir karara mahkemece uyulmasına karar verilmesi halinde dahi usulü kazanılmış hak oluşmaz
ve Yargıtay’ın hatalı bozma kararından dönülmesi mümkündür.


Somut uyuşmazlıkta; Dairemizin 19.01.2021 tarihli ilamının karar başlığına “Duruşma günü davalı
adına vekili Avukat … ile karşı taraf adına vekili Avukat … geldiler.” yazılmış olup, ilamın sonuç
kısmında da “davalı yararına takdir edilen 3.050,00 TL vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine”
karar verilmiştir. Karar başlığında sözü edilen vekillerin dava dosyası ile bir ilgisi bulunmayıp
duruşmaya sadece davacı vekili Avukat …’ın geldiği, davalı vekili duruşmaya gelmediği halde davalı
yararına avukatlık ücretine hükmedildiği, ilamın sözü edilen bu kısımlarının sehven yazıldığı
anlaşıldığından; Dairemizin 19/01/2021 tarih 2017/18414 Esas ve 2021/1461 Karar sayılı ilamının
açıklanan yönlerinin maddi hataya dayanması sebebiyle ortadan kaldırılmasına karar verildi.
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, süresi içinde temyizen incelenmesi taraf
vekillerince istenilmesi ve davacı vekilince duruşma talep edilmesi üzerine dosya incelenerek işin
duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 19/01/2021 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı
kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davacı vekili adına Avukat … geldi. Karşı taraf adına gelen olmadı.
Duruşmaya başlanarak hazır bulunan Avukatın sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son
verilerek Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi, gereği konuşulup
düşünüldü:

Kıdem İhbar Tazminatı


Y A R G I T A Y K A R A R I


Davacı vekili, davacının davalı şirkette 26.07.2007-13.06.2013 tarihleri arasında en son aylık net
5.000,00 TL maaş ile kesintisiz çalıştığını, davalı tarafından 3.500,00 TL üzerinden sigorta primi ödenip,
bakiye 1.500,00 TL maaşın ise gayri resmi olarak elden ödendiğini, ödenmeyen fazla mesai ücretlerinin
ödeneceği yönündeki vaatlerin de sonuçsuz kaldığını, bunun üzerine davacının bu şartlarda çalışmaya
devam edemeyeceğini, fazla mesai ücretlerinin ödenmesini, sigorta primlerinin gerçek maaşı üzerinden
yatırılmasını ve fazla mesai yapmak istemediğini beyan etmesi üzerine işveren tarafından talepleri
kabul görmeyip 4857 sayılı kanunun 5. maddesine aykırı olarak gerek davalı şirketin gerekse aynı
şirketler grubuna dahil grup şirketlerinde çalışan tüm personelin Nisan ve Mayıs ayı maaşları ödendiği


halde davacının maaşının sebep göstermeksizin kasıtlı olarak ödenmediğini, davacının ücretinin
ödenmediği için iş görme borcunu yerine getirmediğini ve işverene ihtarname gönderdiğini, işveren
tarafından 4857 sayılı Kanun’un 25/2 maddesi gerekçe gösterilerek işe devam etmemesi gerekçesiyle iş
sözleşmesine son verildiğini belirterek kıdem ve ihbar tazminatı ile birlikte bir kısım işçilik alacaklarının
davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, davacı işçinin haksız ve hukuki dayanaktan yoksun gerekçelerle işten ayrıldığını ve iş
sözleşmesini kendi rızasıyla feshettiğini, 11-12-13 Haziran 2013 tarihlerinde izinsiz ve mazeretsiz
olarak işe gelmediği tespit edilerek bu durumun tutanak altına alındığını, iş sözleşmesinin feshine kadar
hiçbir itirazi kayıt koymadan hesabına yatırılan maaşı kabul eden davacının daha fazla maaş aldığını
iddia etmesinin iyi niyetli olmadığını ve haksız menfaat elde etme niteliğinde olduğunu, bunun banka
kayıtlarıyla sabit olduğunu, davacının fazla mesaisi olmadığı gibi bulunduğu konum itibarıyla fazla
mesai ödemesi yapılması da mümkün olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep
etmiştir.


Mahkemece, yapılan yargılama sonucunda toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak, yazılı
gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre,tarafların
aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Davacının iş sözleşmesinin kim tarafından feshedildiği ve haklı nedene dayanıp dayanmadığı taraflar
arasında uyuşmazlık konusudur.

Kıdem İhbar Tazminatı


İhbar tazminatı, belirsiz süreli iş sözleşmesini haklı bir nedeni olmaksızın ve usulüne uygun bildirim
süresi tanımadan fesheden tarafın, karşı tarafa ödemesi gereken bir tazminattır. Buna göre, öncelikle iş
sözleşmesinin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24 ve 25. maddelerinde yazılı olan nedenlere dayanmaksızın
feshedilmiş olması ve 4857 sayılı Kanun’un 17. maddesinde belirtilen şekilde usulüne uygun olarak
ihbar süresi tanınmamış olması halinde ihbar tazminatı ödenmelidir. Yine haklı fesih nedenine rağmen
işçi ya da işverenin 26. maddede öngörülen hak düşürücü süre içinde fesih yoluna gitmemeleri halinde
sonraki fesihlerde karşı tarafa ihbar tazminatı ödeme yükümlülüğü doğar.


İhbar tazminatı iş sözleşmesini fesheden tarafın karşı tarafa ödemesi gereken bir tazminat olduğundan,
iş sözleşmesini fesheden tarafın feshi haklı bir nedene dayansa dahi, ihbar tazminatına hak kazanması
mümkün olmaz. Yine, işçinin mülga 1475 sayılı Kanun’un 14. maddesi hükümleri uyarınca emeklilik,
muvazzaf askerlik, evlilik gibi sebeplerle iş sözleşmesini feshetmesi durumunda ihbar tazminatı talep
etme hakkı bulunmamaktadır. Anılan fesihlerde işveren de ihbar tazminatı talep edemez.
Somut olayda, davacı taraf dava dilekçesinde ödenmeyen fazla mesailerinin ödenmesi ve ücretinin
gerçek ücreti üzerinden bildirilmesi için işverene başvurduğunu, işverenin kabul etmediğini ve davacının
Nisan ve Mayıs ayı maaşlarını ödemediğini, davacının ücretinin ödenmediği için iş görme borcunu yerine
getirmediğini ve işverene ihtarname gönderdiğini, işe devam etmemesi nedeniyle işveren tarafından iş
sözleşmesine son verildiğini beyan etmiştir.Davalı taraf ise davacının kendisinin iş sözleşmesini
feshettiğini ve devamsızlık yaptığını ileri sürmüştür. Mahkemece davacının ücretlerini alamadığı ve
davalı tarafından iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiği gerekçesi ile kıdem ve ihbar tazminatı
hüküm altına alınmıştır. Dosya kapsamında bulunan davacıya ait 07.06.2013 tarihli ihtarnamede davacı
ödenmeyen ücret alacakları nedeniyle iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini belirtmiştir. Davalı
işverence davacı hakkında 11.06.2013 tarihinden sonra devamsızlık tutanakları tutulduğu
anlaşılmaktadır. Dosya kapsamından davacının ödenmeyen ücret alacakları nedeniyle iş sözleşmesini
haklı nedenle kendisi feshettiğinden kıdem tazminatına hak kazandığı ancak ihbar tazminatına hak
kazanmadığı açıktır. Bu nedenle ihbar tazminatının reddi gerekirken kabulü hatalı olup bozmayı
gerektirmiştir.

Kıdem İhbar Tazminatı


3-Taraflar arasındaki bir diğer uyuşmazlık konusu davacının ücret miktarı noktasındadır.
Davacı ücretinin net 5.000,00 TL olduğunu,davalı işveren tarafından 3.500,00 TL olarak sigortasının
bildirildiğini,bakiye 1.500,00 TL nin elden ödendiğini belirtmiştir.Davalı taraf ise davacının ücretinin
bankaya yattığını ve elden ücret ödeme olmadığını savunmuştur. Davacı tanıklarından … davacının
iddiasını doğrularken,diğer davacı tanığı … davacının ücretini bilmediğini ancak en son 3.000,00-
3.500,00 TL civarında maaş aldığını beyan ettiği,diğer davacı tanıklarının davacının ücretine ilişkin
bilgilerinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.Emsal ücret araştırmasında … Çimento Sanayi A.Ş net
2.900,00 TL, … Çimento Sanayi A.Ş brüt 3.538,00 TL, … Ticaret Odası asgari ücretin 3-4 katı, …Göller
Bölgesi Çimento Sanayi ve Ticaret A.Ş net 3.300,00 TL olarak emsal ücret bildirmişlerdir. Mahkemece
hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının 2013 Haziran ayı prime esas kazancına göre aylık
ücretinin brüt 6.360,90 TL olduğu kabul edilerek talep edilen alacaklar hesaplanmıştır. Dosya
kapsamındaki tüm bilgi ve belgeler, tanık beyanları ve emsal ücret araştırması hep birlikte
değerlendirildiğinde davacının ücretinin net 3.500,00 TL olarak kabul edilmesi gerekli iken yazılı şekilde
kabul edilmesi hatalıdır.


Ayrıca mahkemece bilirkişi raporuna göre alacaklar hüküm altına alınmasına rağmen gerekçede
davacının ücretinin net 5.000,00 TL olduğunun belirtilmesi de hatalıdır.
4-01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Kanunu’nun 107. maddesiyle, mülga 1086 sayılı
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda yer almayan yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak ve tespit
davası kabul edilmiştir.


6100 sayılı Kanunun 107. maddesinin 1. fıkrasına göre, “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını
yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun
imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle
belirsiz alacak davası açabilir”.


6100 sayılı Kanunun 107. maddenin 2. fıkrasında, karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu
alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda
davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tâbi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini
artırabileceği hüküm altına alınmış, madde gerekçesinde de “karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu
delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneğin bilirkişi ya da keşif
incelemesi sonucu)” belirlenebilme hali açıklanmıştır.

Kıdem İhbar Tazminatı


Davanın belirsiz alacak davası şeklinde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa
konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir.
Belirleyememe hali, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin
belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkânsızlığa
dayanmalıdır. Davacının alacağının miktar veya değerini belirleyebilmesi için elinde bulunması gerekli
bilgi ve belgelere sahip olmaması ve bu belgelere dava açma hazırlığı döneminde ulaşmasının da
(gerçekten) mümkün olmaması ve dolayısıyla alacağın miktarının belirlenmesinin karşı tarafın elinde
bulunan bilgi ve belgelerin sunulmasıyla mümkün hale geleceği durumlarda alacak belirsiz kabul
edilmelidir. Alacağın miktarının belirlenebilmesinin hâkimin takdirine bağlı olduğu durumlarda hukuki

imkânsızlık söz konusu olur. Bu durumda davacı alacaklı, hâkimin takdir yetkisini nasıl kullanacağını
bilemeyeceği için davanın açıldığı tarihte alacağının miktarını belirleyebilecek durumda değildir.
Sırf taraflar arasında alacak miktarı bakımından uyuşmazlık bulunması, talep sonucunun
belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olması anlamına gelmez. Önemli olan objektif olarak talep
sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olmasıdır.
Alacağın hangi hallerde belirsiz, hangi hallerde belirli veya belirlenebilir olduğu hususunda kesin bir
sınıflandırma yapılması mümkün olmayıp, her bir davaya konu alacak bakımından somut olayın
özelliklerinin nazara alınarak sonuca gidilmesi gereklidir. İş yargılamasında sıklıkla davaların yığılması
söz konusu olmakla alacağın belirsiz olma kriterleri her bir talep için ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Diğer
yandan, aynı dava dilekçesinde talep yığılması şeklinde bazı alacaklar için belirsiz alacak davası bazıları
için kısmi dava açılmasına yasal bir engel bulunmamaktadır.


Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti ve ücret alacakları işçi tarafından bilinmekle kural
olarak belirsiz alacak davasına konu edilmez. Ancak hesabın unsurları olan sosyal hakların (ayni olarak
sağlanan yemek yardımı gibi) miktarının belirlenmesi işveren tarafından sunulacak belgelere göre
belirlenecek ise, kıdem ve ihbar tazminatı belirsiz alacak davasına konu edilebilir.
Madde gerekçesinde “Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve
kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır.
Açılacak davanın miktarı biliniyor yahut tespit edilebiliyorsa, böyle bir dava açılamaz. Çünkü, her
davada arandığı gibi, burada da hukukî yarar aranacaktır, böyle bir durumda hukukî yararın
bulunduğundan söz edilemez. Özellikle, kısmî davaya ilişkin yeni hükümler de dikkate alınıp birlikte
değerlendirildiğinde, baştan tespiti mümkün olan hâllerde bu yola başvurulması kabul edilemez.”
şeklindeki açıklamayla, alacağın belirli veya belirlenebilir nitelikte olması durumunda, belirsiz alacak
davası açılarak bu davanın sağladığı imkânlardan yararlanmanın mümkün olmadığına işaret edilmiştir.
Şu halde davanın açıldığı tarihte alacağın miktarı yahut değeri belirlenebilir durumda ise, dava şartı
yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmelidir. Burada hukuki yarar eksikliğinin
tamamlanabilir dava şartı olmadığı sonucuna varılmıştır. 7251 sayılı Kanun ile 107. maddede yapılan
değişiklikler şartları olmadığı halde açılan belirsiz alacak davasında davacıya süre verilerek hukuki yarar
eksikliğini tamamlama imkânı tanımamaktadır. Dairemizce sözü edilen düzenleme, şartları mevcut olan
belirsiz alacak davasında yapılan yargılama ile alacağın belirli hale gelmesi durumunda hâkimin geçici
talep sonucunu kesin talep sonucuna dönüştürmesi için alacaklıya süre vermesi gerektiği yönünde
değerlendirilmiştir.

Kıdem İhbar Tazminatı
Hukuk devletinin asli unsurları arasında yer alan hukuki belirlilik veya güvenlik ilkesi, hukuki
durumlarda belirli bir istikrarı temin etmekte ve kamunun mahkemelere güvenine katkıda
bulunmaktadır. Birbiriyle uyuşmayan mahkeme kararlarının sürüp gitmesi, yargı sistemine güveni
azaltarak, yargısal bir belirsizliğe yol açabilir (AİHM, Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, B. No:
13279/05, 20.10.2011, § 57).


Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir
olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde Devlete güven duyabilmesini, Devletin de yasal
düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi
ise, yalnızca yasal belirliliği değil, daha geniş anlamda hukuki belirliliği ifade etmektedir. Yasal
düzenlemeye dayanarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir gibi niteliksel gereklilikleri karşılaması
koşuluyla, mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabilir.

Hukuki belirlilik ilkesinde asıl olan, bir hukuk normunun uygulanmasıyla ortaya çıkacak sonuçların o
hukuk düzeninde öngörülebilir olmasıdır (AYM, 23.12.2015, 15-118).
Farklı kararların aynı mahkemeden çıkmış olması tek başına, adil yargılanma hakkının ihlali anlamına
gelmez Değişik yönlerde kararlar verilmesi ihtimali, Yargıtay ve Danıştay gibi çeşitli yüksek
mahkemelerden oluşan yargı sistemimizin kaçınılmaz bir özelliği olarak kabul edilmelidir. Diğer yandan,
bireylerin makul güvenlerinin korunması ve hukuki güvenlik ilkesi, içtihadın değişmezliği şeklinde bir
hak bahşetmez. Mahkeme içtihatlarındaki değişme yargı organlarının takdir yetkisi kapsamında
kalmakta olup, böyle bir değişiklik özü itibarıyla, önceki çözümün tatminkâr bulunmaması anlamına
gelir. Ancak, aynı hususta daha önce çıkan kararlardan farklı bir hüküm kurulması halinde,
mahkemelerce, bu farklılaşmaya ilişkin makul bir açıklama getirilmesi gerekmektedir. Yüksek
mahkemelerin oynaması gereken rol tam da yargı kararlarında doğabilecek içtihat farklılıklarına bir
çözüm getirmektir. Bununla birlikte, yeni kabul edilmiş bir yasanın yorumlanmasında olduğu gibi, bazı
hallerde içtihadın müstakar hale gelmesinin belirli bir zamana ihtiyaç duyacağı açıktır (AYM,
06.01.2015, B.No: 2013/6932).


İçtihat değişikliğinin sürpriz karar yasağı çerçevesinde de değerlendirilmesi gerekir. Sürpriz karar,
ilgilinin yargılamanın o ana kadarki seyrine göre, haklı olarak beklemediği, umulmadık bir kararla
karşılaşmasıdır. Sürpriz karar yasağı ise, yargılamanın adil ve hakkaniyete uygun şekilde yürütülmesi
durumunda tarafların öngöremedikleri bir kararla karşılaşmamalarını ifade eder. Sürpriz karar yasağı,
hukukun gelişimine ve yeni şartlara uyarlanmasına engel olacak mutlak bir yasak olarak
anlaşılmamalıdır. Şüphesiz mahkemeler yeni içtihatlar geliştirebilirler, önceki içtihatlardan farklı bir
karar verilebilir, hatta yeni ve özelikle somut olayda ortaya çıkan hukuki durum bunu gerekli kılabilir.
Ayrıca belirtmek gerekir ki, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesi gereğince hâkimin hukuku
kendiliğinden uygulaması söz konusu olduğunda sürpriz karar yasağının ihlalinden söz edilemez.
Bununla birlikte mevcut içtihatlar dışında yeni bir görüş benimsenecekse, öncelikle tarafların bu konuda
bilgilendirmesi gerekir (ÖZEKES, Muhammet, Medeni Usul Hukukunda Hukuki Dinlenilme Hakkı, …
2003, s. 185 vd.).


Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu’nun 07.07.2020 tarih ve 173 sayılı kararı ile aynı uyuşmazlıkların
temyiz incelemesini yapmakla görevli 22.Hukuk Dairesinin kapatılması ve tüm işlerinin dairemize
devredilmesi üzerine, belirsiz alacak davası ile ilgili yeniden yapılan değerlendirmeler sonucunda
yukarıda belirtilen ilkeler kabul edilmiştir. Dairemizin daha önce belirsiz alacak davasına ilişkin
uygulaması benimsenen yeni ilkelerden farklılık arz etmekteydi. Örneğin, hukuki yararın tamamlanabilir
dava şartı olduğu; hukuki yarara ilişkin dava şartının eksik olması halinde davanın hemen
reddedilmemesi; davacıya süre verilerek dava şartının tamamlattırılması gerektiği yönünde uygulama
yapılmaktaydı. Dairemizin belirsiz alacak davası ile ilgili yukarıda belirtilen yeni ilkelerinin hemen
uygulamaya konulması, dairenin önceki görüşüne güvenerek dava açanlar yönünden hukuki güvenlik,
hukuki belirlilik, hukuki öngörülebilirlik ve sürpriz karar yasağı ilkelerinin ihlaline yol açacaktır. Bu
sebeple, benimsenen yeni görüşün Yargıtay Kararları Dergisi ya da başkaca yollarla duyurulmasından
itibaren makul bir süre sonra uygulamaya konulması, dairenin görüşüne güvenilerek açılan davalarda
ise, önceki uygulamaya devam edilmesi uygun görülmüştür.


Davacı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107. maddesine göre belirsiz alacak davası
açarak talepte bulunmuş,dava dilekçesinde bu husus açıkça belirtilmiş olmasına rağmen, Mahkemece
davacının davasını açarken netice-i talep kısmında açıkça belirsiz alacak davası şeklinde açmadığı

gerekçesi ile kısmi dava olarak değerlendirildiği belirtilerek fazla mesai ve ulusal bayram genel tatil
alacağı bakımından bilirkişinin ek raporda ıslah zamanaşımına göre yaptığı hesaplama esas alınarak
hüküm kurulmuştur.


Somut uyuşmazlıkta, davacı tarafça belirsiz alacak davası açılmıştır. Ancak yukarıda açıklandığı üzere
Dairemiz tarafından daha önce verilen kararlarda hukuki yarar yokluğu sebebiyle dava şartı yokluğuna
bağlı davanın reddi kararları verilmediğinden Dairenin önceki görüşüne güvenilerek belirsiz alacak
davası şeklinde açılan bu davada belirtilen husus bozma nedeni yapılmamıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107/2. maddesi gereğince belirsiz alacak davası
açıldığında alacağın tamamı bakımından zamanaşımı kesilmiş olup, talep arttırım dilekçesi ile talep
edilen miktarlar zamanaşımına uğramadığından, Mahkemece davacının fazla mesai ve ulusal bayram
genel tatil ücreti alacakları yönünden zamanaşımı def’ine değer verilerek karar verilmesi hatalı olup
bozmayı gerektirmiştir.


SONUÇ:Temyiz olanan hükmün yukarıda açıklanan sebeplerden BOZULMASINA, davacı yararına takdir
edilen 3.050,00 TL duruşma vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine, peşin alınan temyiz harcının
istek halinde ilgililere iadesine, 01.07.2021 tarihinde oybirliği ile karar verildi. Kıdem Tazminatı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir