ISLAHA KARŞI ZAMANAŞIMI TALEBİNDE BULUNABİLİR.

Güncel İçtihatlar , , , , ,

YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ E. 2018/11815 K. 2018/21126 T. 8.10.2018

• İŞÇİLİK ALACAKLARININ TAHSİLİ İSTEMİ ( Davacı Vekilinin Islah Talebinde Bulunduğu Davalı Vekiline İlgili Duruşmada Tebliğ Edilerek Davalı Vekilince Dilekçeyle Islah Talebine Karşı Beyan ve İtiraz Dilekçesi Verildiği/Davalı Vekilinin Davaya ve Islaha Karşı Süresinde Zamanaşımı Savunması Bulunduğu – Sürenin Son Günün Bayram Tatiline Rastlaması Sebebiyle İtirazın Yasal Süresinde Yapıldığı/Davalının Zamanaşımı Def’inin Değerlendirilmeden Fazla Mesai Alacağı Yönünden Hüküm Kurulmasının Hatalı Olduğu )

• ZAMANAŞIMI SAVUNMASI ( Davacı Vekilinin Islah Talebinde Bulunduğu Davalı Vekiline İlgili Duruşmada Tebliğ Edilerek Davalı Vekilince Dilekçeyle Islah Talebine Karşı Beyan ve İtiraz Dilekçesi Verildiği – Sürenin Son Günün Bayram Tatiline Rastlaması Sebebiyle İtirazın Yasal Süresinde Yapıldığı/Davalının Zamanaşımı Def’inin Değerlendirilmeden Fazla Mesai Alacağı Yönünden Hüküm Kurulmasının Hatalı Olduğu )

• SÜRENİN SON GÜNÜNÜN BAYRAM TATİLİNE RASTLAMASI ( İşçilik Alacaklarının Tahsili İstemi/Davacı Vekilinin Islah Talebinde Bulunduğu Davalı Vekiline İlgili Duruşmada Tebliğ Edilerek Davalı Vekilince Dilekçeyle Islah Talebine Karşı Beyan ve İtiraz Dilekçesi Verildiği – Davalı Vekilinin Davaya ve Islaha Karşı Süresinde Zamanaşımı Savunması Bulunduğu/Davalının Zamanaşımı Def’inin Değerlendirilmeden Fazla Mesai Alacağı Yönünden Hüküm Kurulmasının Hatalı Olduğu )

4857/m.41

6098/m.154, 156

818/m.133

6100/m.317, 319

ÖZET : Dava, işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkindir. Uyuşmazlıkta, davalı vekilinin davaya ve ıslaha karşı süresinde zamanaşımı savunması bulunmaktadır. Davacı vekili dilekçesinde belirttiği alacak kalemlerine dair asgari miktar göstererek kısmi dava şeklinde açtığı davasını, düzenlenen bilirkişi raporu ile tespit olunan alacak miktarları esas alınarak talep arttırımı için ilgili dilekçesi ile ıslah talebinde bulunmuş, ıslah dilekçesi davalı vekiline ilgili duruşmada tebliğ edilmiş ve davalı vekilince dilekçeyle ıslah talebine karşı beyan ve itiraz dilekçesi verilmiştir. Sürenin son günün bayram tatiline rastlaması sebebiyle itiraz yasal süresinde yapıldığının kabulü gerekmiştir. Davalı tarafın yasal süresi içerisinde davacı tarafın ıslah talebine karşı yaptığı zamanaşımı def’inin değerlendirilmeden fazla mesai alacağı yönünden hüküm kurulması hatalıdır. Kararın bozulması gerekir.

DAVA : Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı İsteminin Özeti:

Davacı vekili davacının 2004 – 2012 tarihleri arasında kantin görevlisi olarak kesintisiz çalıştığını, sigorta primlerinin eksik ödenmesi suretiyle mağdur edildiğini, iş akdinin haksız olarak fesih edilmesi üzerine durumdan haberi olduğunu, muhasebeye imza atmadan maaşlarını alan davacının ilçe tarım müdürlüklerinin her 6 ayda bir yaptığı Kantin Denetimleri ile …..Müdürlüğünün yaptığı tüm resmi tebligatlarda imzasının bulunduğunu, davacının işe başladığı tarihten itibaren haftanın 5 günü sabah 07:30 ile akşam 21:00 saatleri arası çalıştığını, cumartesi günleri ise 08:30 -16:00 saatleri arası çalıştığını, pazar günleri ve resmi tatillerde çalışmadığını, davacının fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile alacak kalemlerinin hüküm altına alınmasını istemiştir.

Davalı Cevabının Özeti:

Davalı vekili, özel okulun müvekkilleri tarafından ……’den 2007 yılının 4. ayında devir alındığını, husumet itirazında bulunduklarını zira davacı ile davalı şirket arasında hizmet ilişkisinin hiç kurulmadığını, ayrıca davacının taleplerinin 5 yıllık zamanaşımına uğradığını, öğretim kurumunun yaz aylarında uzunca bir süre kapalı olması nedeni ile yıllık izin hakkının da bulunmadığını, işyerinde kantin işleten davacının özel sebeple kendisinin işi terk edip gittiğini, müvekkilleri şirketin iştigal konusunun eğitim-öğretim olduğunu, eğitimin saat 15:30’da bittiğini, fazla çalışma ve hafta tatilinde çalışma yapılmadığını, özel okul çalışanları ile kurum arasındaki sözleşmenin belirli süreli olması nedeni ile ihbar tazminatı hakkı bulunmadığını, davanın reddi gerektiğini beyan etmişlerdir.

Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Temyiz:

Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.

Gerekçe:

1- )Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,

2- )Taraflar arasında davaya konu edilen ve ıslah dilekçesi ile arttırılan işçilik alacaklarına dair taleplerin zamanaşımına uğrayıp uğramadığı ve hüküm altına alınacak alacaklara hangi tarihten itibaren hangi faiz oranının uygulanması gerekeceği konularında uyuşmazlık bulunmaktadır.

Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu “eksik bir borç” haline dönüştürür ve “alacağın dava edilebilme özelliği”ni ortadan kaldırır. Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir. Zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil, istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da, yargılamayı yapan yargıç tarafından yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, yasada öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur. Demek oluyor ki zamanaşımı, borcun doğumu ile ilgili olmayıp, istenmesini önleyen bir savunma olgusudur. Şu durumda zamanaşımı, savunması ileri sürülmedikçe, istemin konusu olan hakkın var olduğu ve kabulüne karar verilmesinde hukuksal ve yasal bir engel bulunmamaktadır.

Hemen belirtmelidir ki, gerek İş Kanunu’nda, gerekse Borçlar Kanunu’nda, kıdem ve ihbar tazminatı alacakları için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir.

4857 Sayılı Kanundan daha önce yürürlükte bulunan 1475 Sayılı Kanun’dan ücret alacaklarıyla ilgili olarak özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediği halde, 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 32/8 maddesinde, işçi ücretinin beş yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir. Ancak bu Kanundan önce tazminat niteliğinde olmayan, ücret niteliği ağır basan işçilik alacakları ise 818 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 126/1 maddesi uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir. 01.06.2012 tarihinden sonra yürürlüğe giren 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 147. maddesi ise ücret gibi dönemsel nitelikte ödenen alacakların beş yıllık zamanaşımına tabi olacağını belirtmiştir.

Zamanaşımı, harekete geçememek, istemde bulunamamak durumunda bulunan kimsenin aleyhine işlemez. Bir hakkın, bu bağlamda ödence isteminin doğmadığı bir tarihte, zamanaşımının başlatılması hakkın istenmesini ve elde edilmesini güçleştirir, hatta olanaksız kılar.

İşveren ve işçi arasındaki hukuki ilişki iş sözleşmesine dayanmaktadır. İşçinin sözleşmeye aykırı şekilde işverene zarar vermesi halinde, işverenin zararının tazmini amacı ile açacağı dava da tazminat niteliğinde olduğundan on yıllık zamanaşımına tabidir.

Kanundaki zamanaşımı süreleri, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu 148. maddesi gereğince tarafların iradeleri ile değiştirilemez.

6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 151. maddesinde zamanaşımının nasıl hesaplanacağı belirtilmiştir. Bu maddenin birinci fıkrası, zamanaşımının alacağın muaccel olduğu anda başlayacağı kuralını getirmiştir ( 818 Sayılı BK.128 ). Aynı yönde düzenleme 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 151. maddesinde yer almaktadır.

6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 152. maddesi gereğince, asıl alacak zamanaşımına uğradığında faiz ve diğer ek haklar da zamanaşımına, uğrar. Diğer bir deyişle faiz alacağı asıl alacağın tabi olduğu zamanaşımına tabi olur ( 818 Sayılı BK.131 ).

Türk Borçlar Kanunu’nun 154. maddesi ( 818 Sayılı BK 133/2 ) uyarınca, alacaklının dava açmasıyla zamanaşımı kesilir. Ancak zamanaşımının kesilmesi sadece davaya konu alacak için söz konusudur.

6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 153/4 maddesinde “Hizmet ilişkisi süresince, ev hizmetlilerinin onları çalıştıranlardan olan alacakları için” zamanaşımının işlemeyeceği ve duracağı belirtilmiştir. Bu maddenin iş sözleşmesiyle bağlı her kişiye uygulanması olanağı bulunmamaktadır. Hizmetçiden kastedilen, kendisine ev işleri için ücret ödenen, iş sahibiyle aynı evde yatıp kalkan, aileden biriymiş gibi ev halkı ile sıkı ilişkileri olan kimsedir ( 818 Sayılı BK. Mad.132 ).

6098 Sayılı TBK 154. maddesinde ( 818 Sayılı BK. 133 ) zamanaşımını kesen nedenler gösterilmiştir. Bunlardan borçlunun borcunu ikrar etmesi ( alacağı tanıması ), zamanaşımını kesen nedenlerden biridir. Borcun tanınması, tek yanlı bir irade bildirimi olup; borçlunun, kendi borcunun devam etmekte olduğunu kabul anlamındadır. Borç ikrarının sonuç doğurabilmesi için, eylem yeteneğine ve malları üzerinde tasarruf yetkisine sahip olan borçlunun veya yetkili kıldığı vekilinin, bu iradeyi alacaklıya yöneltmiş bulunması ve ayrıca zamanaşımı süresinin dolmamış olması gerekir. Gerçekte de borç ikrarı, ancak, işlemekte olan zamanaşımını keser; farklı anlatımla zamanaşımı süresinin tamamlanmasından sonraki borç ikrarının kesme yönünden bir sonuç doğurmayacağından kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır.

Aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca, dava açılması veya icra takibi yapılması zamanaşımını kesen nedenlerdendir. Kanun’un 156. maddesi ise, zamanaşımının kesilmesi halinde yeni bir sürenin işlemesi gerektiğini açıkça belirtmiştir. Madde açıkça düzenlemediğinden ihtiyati tedbir istemi ile mahkemeye başvurma veya işçilik alacaklarının tespiti ve ödenmesi için Bölge Çalışma … Müfettişliğine şikâyette bulunma zamanaşımını kesen nedenler olarak kabul edilemez. Ancak işverenin, şikâyet üzerine Bölge Çalışma Müdürlüğünde alacağı ikrar etmesi, zamanaşımını keser.

Uygulamada, fazlaya dair hakların saklı tutulması, dava açma tekniği bakımından, tümü ihlal ya da inkâr olunan hakkın ancak bir bölümünün dava edilmesi, diğer bölümüne ait dava ve talep hakkının bazı sebeplerle geleceğe bırakılması anlamına gelir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ilkeye göre, kısmi davada fazlaya dair hakların saklı tutulmuş olması, saklı tutulan kesim için zamanaşımını kesmez, zamanaşımı, alacağın yalnız kısmi davaya konu yapılan miktar için kesilir.

Zamanaşımı, dava devam ederken iki tarafın yargılamaya dair her işleminden ve hâkimin her emir ve hükmünden itibaren yeniden işlemeye başlar ve kesilmeden itibaren yeni bir süre işler.

6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 155. maddesi hükmü, “Zamanaşımı müteselsil borçlulardan veya bölünemeyen borcun borçlularından birine karşı kesilince, diğerlerine karşı da kesilmiş olur.” kuralını içermektedir. Bu maddeye göre, müteselsil borçlulardan birine karşı zamanaşımının kesilmesi diğer müteselsil borçlulara karşı da zamanaşımını keser. ( 818 Sayılı BK. Mad.134 )

Türk Borçlar Kanununun 160. maddesinde ( 818 Sayılı BK 139 ), zamanaşımından feragat düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre, borçlunun zamanaşımı def’ini ileri sürme hakkından önceden feragati geçersizdir. Önceden feragatten amaç, sözleşme yapılmadan önce veya yapılırken vaki feragattir. Oysa daha sonra vazgeçmenin geçersiz sayılacağına dair yasada herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. O sebeple borç zamanaşımına uğradıktan sonra borçlu zamanaşımı def’ini ileri sürmekten feragat edebilir. Zira, burada doğmuş bir def’i hakkından feragat söz konusudur ve hukuken geçerlidir. Bu feragat; borçlunun, ileride dava açılması halinde zamanaşımı def’inde bulunmayacağını karşılıklı olarak yapılan feragat anlaşmasıyla veya tek yanlı iradesini açıkça bildirmesiyle veyahut bu anlama gelecek iradeye delalet edecek bir işlem yapmasıyla mümkün olabileceği gibi, açılmış bir davada zamanaşımı def’inde bulunmamasıyla veya defi geri almasıyla da mümkündür.

5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 7. maddesinde, iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447. maddesiyle sözlü yargılama usulü kaldırılmış, aynı Kanun’un 316 vd. maddeleri gereğince iş davaları için basit yargılama usulü benimsenmiştir.

Sözlü yargılama usulünün uygulandığı dönemde zamanaşımı def’i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir. Ancak 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde 319. madde hükmü uyarınca savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı def’i cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. 01.10.2011 tarihinden sonraki dönemde ilk oturuma kadar zamanaşımı def’inin iler sürülmesi ve hatta ilk oturumda sözlü olarak bildirilmesi mümkün değildir.

Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, mülga 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeler Kanunu hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı defi de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı def’inde bulunulabileceği kabul edilmelidir.

Zamanaşımı def’inin cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla ileri sürülmesi de mümkündür ( Yargıtay HGK. 04.06.2011 gün 2010/9-629 E. 2011/ 70. K. )

Somut uyuşmazlıkta, davalı vekilinin davaya ve ıslaha karşı süresinde zamanaşımı savunması bulunmaktadır. Davacı vekili dilekçesinde belirttiği alacak kalemlerine dair asgari miktar göstererek kısmi dava şeklinde açtığı davasını, düzenlenen 14/07/2014 tarihli bilirkişi raporu ile tespit olunan alacak miktarları esas alınarak talep arttırımı için 16/09/2014 tarihli dilekçesi ile ıslah talebinde bulunmuş, 16/09/2014 tarihli ıslah dilekçesi davalı vekiline 23/09/2014 tarihli duruşmada tebliğ edilmiş ve davalı vekilince 08/10/2014 tarihli dilekçeyle ıslah talebine karşı beyan ve itiraz dilekçesi verilmiştir. Sürenin son günün bayram tatiline rastlaması sebebiyle itiraz yasal süresinde yapıldığının kabulü gerekmiştir. Davalı tarafın yasal süresi içerisinde davacı tarafın ıslah talebine karşı yaptığı zamanaşımı def’inin değerlendirilmeden fazla mesai alacağı yönünden hüküm kurulması hatalı olmuştur.

3- )Davacı gerek dava dilekçesinde gerekse ıslah dilekçesinde kıdem tazminatı için reeskont faizi diğer alacaklar için de açıkça yasal faiz talep etmesine rağmen Mahkemece talep aşılacak şekilde kıdem tazminatı ve fazla mesai alacağı için en yüksek banka mevduat faizinin yürütülmesi de hatalı olup ayrı bir bozma nedenidir.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın, yukarda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde ilgiliye iadesine, 08.10.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.